Tevbe İstiğfar Duâları
Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.
Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü'min, önce şu istiğfar duâsını huşû ve hudû ile okur:
"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm."
"Yâ Settere'l uyûb, Yâ gaffare'z-zünûb! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine nadim oldum, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında sayılarını bilemeyeceğim kadar çok Peygamber gelmiş, İlâhi kitapları tebliğ etmişlerdir. Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur'ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır."
"Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve'l-bâsü bade'l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh."
Yorum (1) Yorum yaz!
KİBİRLİLER
Kibir; kendisini üstün görme, büyüklük demektir. Kur'ân'da ki anlamı; insanın kendisini başkalarından üstün olmadığı halde, diğerlerinden daha üstün görme hastalığıdır. Kibrin zıddı ise, alçak gönüllü manasına gelen tevazu'dur. İnsanlar arası münasebetler de insanları küçük görmek, kendini beğenmek, övmek, böbürlenmek o kimsedeki büyüklük kuruntusu'nun sergilenmesidir. Bu durum Cenâbı Allah ve kullar tarafından hiç de hoş karşılanmaz.
Kur'ân, kibirlenenlerin ilk temsilcisi olarak, şeytanların atası İblis'i gösteriyor. O, büyüklük kuruntusuna kapıldığı için, Cenâbı Allah'ın huzurundan kovulmuş ve isyankâr olmuştu. Kibirlenmenin ileri hallerinde o kimsenin Cenâbı Allah'a karşı Kur'ân ayetlerini inkârı, yalanlaması, ibadetten uzaklaşması v.s. gelir. Bu da maalesef büyüklük hastalığından kaynaklanmaktadır ki, insan için çok kötü bir netice ile sonuçlanır. Mutluluğa ve kurtuluşa götüren gönül penceresi mühürlenerek kapanır, dolayısıyle dünya sınavı da o kimse için kaybedilmiş olur.
ALLAH KİBİRLİLERİ SEVMEZ
16/23: ... Şüphesiz Allah, kibirlileri sevmez.
25/21: ... Onlar, kendi benliklerinde kibre kapılmışlar ve azgınlıkta çok ileri gitmişlerdir.
46/20: ... Yeryüzünde haksızlıkla büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmanız karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz.
Allahü Teâlâ; kendini beğenen, öğünen, böbürlenen, insanlara tepeden bakan kibirlileri şüphesiz ki sevmez. Onlar, Cenâbı Hakk'ın lânetini hak etmişler, büyüklük taslamışlar, yoldan çıkmalarına karşılık da azab ile ceza görmeleri kaçınılmaz olmuştur.
KİBİRLENEREK YÜZÜNÜ ÇEVİRME
17/37: Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Çünkü sen; ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara yetişebilirsin.
31/18: İnsanlardan kibirlenerek yüzünü çevirme, Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah; kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla beğenmez.
Bütün varlıklar Cenâbı Allah'ın sonsuz isim manalarının karışık oluşarak yoğunlaşmasından meydana gelmiştir. İnsanların Cenâbı Allah'tan kaynaklanan bir yaratılış sebebi, bir oluş sırrı vardır. Onları küçük ve hor görerek kendi benliğini büyük görmek, ne kadar sakat ve yanlış bir düşüncedir. İnsanlar; yaratılış gerçeklerini anlayış içinde olmalı, sonsuz, büyük ve yüceliğe lâyık Mutlak Varlık'tan başkalarının, ancak O'nun tarafından bir gizli sebep ile yaratılmış olduğu hakikatini hiçbir zaman unutmamalıdır. İnsanlara; yukarıdan bakmak, hor görmek, alay etmek ile değil, ancak sevgi ve hoşgörü ile yaklaşılmalıdır.
KİBİRLENENLERİN İLK TEMSİLCİSİ
2/34: O zaman Biz meleklere: "Adem'e secde edin." demiştik, onlar derhal secde ettiler. Ancak İblis secde etmedi, yüz çevirdi, kibrine yediremedi, kâfirlerden oldu.
38/75-77: Allah buyurdu ki: " Ey İblis! Benim kudretimle yarattığıma secde etmemene ne mani oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun? " İblis dedi: " Ben, daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın. " Allah buyurdu. " Hadi çık oradan. Sen kovulmuş birisin. "
İblis; Cenâbı Allah'ı inkâr ettiği için değil, büyüklük kuruntusuna kapılarak itaatsizlik ettiği için huzurdan kovulmuş ve kâfirlerden olmuştu.
KİBİRLENEREK İBADETTEN UZAKLAŞANLAR
4/172: ... Her kim O'na ibadetten çekinir ve kibirlenirse, bilsin ki O, hepsini Kendi huzuruna toplayacaktır.
39/59: Ey İnsanoğlu! Ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun!
40/60: ... Kibre saparak Bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.
Ayetlerden; insanlara hayatlarını bahşeden Allahü Teâlâ'ya ibadet etmekten alıkoyan sebebin, büyüklük hastalığı olan kibir ve gurura saplanmak olduğu anlaşılmaktadır. Oysa bazıları; " Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. " atasözünün sırrına ulaşamamışlar, kendilerine hayat ve her türlü nimetleri veren Yüce Yaratıcı'larına karşı minnet ve şükran duyguları ile teşekkür, itaat ve ibadetin yerine getirilmesi olduğunu bilmek istememektedirler. Secde 32/15: " Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki, onlarla kendilerine öğüt verildiğinde, secdelere kapanırlar ve hiç kibirlenmeyerek Rablerini hamd ve tespih ederler. " Allahü Teâlâ'nın kimsenin ibadetine de ihtiyacı yoktur. Kulluk eden kendisi için etmiş olur. Herkes kazandığının karşılığını bulacaktır. Zümer 39/41: " Biz insanlar için sana (Hz. Muhammed), hak ile Kitab'ı indirdik. O halde, kim doğru yola gelirse kendi lehinedir, kim de saparsa kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerinde vekil değilsin. "
PEYGAMBERLERİN KİBİRLİLERE SAVAŞI
20/42-44: Sen (Hz.Mûsa) ve Kardeşin (Hz. Harûn) ayetlerimi götürün... Firâvuna gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.
23/45-46: Sonra Mûsa'yı ve kardeşi Harûn'u mucizelerimizle ve açık delillerle gönderdik. Firâvuna ve Kodamanlarına. Ancak onlar kibirlendiler, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu.
71/7: (Hz. Nûh) Ben topluluğumu, af etmen için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ve uzaklaşmakta ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Peygamberlerin de kendi topluluklarında bulunan, kibirli kimselerle savaşı çetin olmuştur. Onlar, kibir perdesi ile gerçekleri görememişler bir çoğu da eğri yollarında ısrar etmişlerdir. Muhakkak ki neticede insanlar, kazandıklarının karşılığını bulacaktır.
KİBİRLİ KALPLERE MÜHÜR
40/35: ... Allah, tüm zorba, kibirli kalpler üzerine işte böyle mühür basıyor.
7/146: Yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslayanları, ayetlerimizi (anlamaktan) uzaklaştıracağım. Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler... Onlar, ayetlerimizi yalanlamayı adet edinmişlerdir...
Kur'ân'da; inkâr etmeyi, ayetleri yalanlamayı, zulüm ve azgınlığı, kibirlenmeyi adet haline getirenler için kalbin mühürlenmesi ifadesi yer almaktadır. Cenâbı Allah; azgınlığı adet haline getiren, aşırı giden kullarından ümidini keserek onların kalbini mühürlemektedir. Bu işlem, insanın dünya'daki sınavı kaybetmesinin bir sonucudur. Artık o kul doğru yolu ne görebilir, ne anlayabilir ve ne de hissedebilir. Böylece haddi aşan kibrin esiri günahkârlar, kendilerine tayin edilmiş bir süreye kadar sapıklıklarına devam ederler. Onlar için alçaltıcı bir azab hazırlanmıştır. Zümer 39/60: " ... Kibirliler için cehennemde bir barınak mı yok. "
Yorum (0) Yorum yaz!
TÖVBE EDENLER
Tevbe veya tövbe; yaptığı kötülükten pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya karar vererek, Cenâbı Allah'tan af dilemektir. Yalnız günah işlemiş olanların değil, bütün mü'minlerin günahlardan arınarak kurtulmaları, ancak tövbe etmekle mümkün olur. Tövbe, bir kulluk görevidir ve her zaman yapılması gerekli bir ibadet şeklidir. Hucurat 49/11: " Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimdir. "
ALLAH TÖVBE EDENLERİ SEVER
2/222: ... Allah, çok tövbe edenleri sever...
9/118: ... Şüphesiz ki Allah TEVVÂB'tır, Tövbeleri çok kabul edicidir, RAHÎM'dir, merhameti sınırsızdır.
Tövbe edenler, Cenâbı Allah'ın sevgisi ile yücelmiş mutlu benliklerdir. Onlar Allahü Teâlâ'ya yönelerek her zaman çok ve pek çok tövbe ederek kulluk görevlerini yerine getirirler. Cenâbı Allah'ın bir isim sıfatı da tövbeleri çok kabul eden, tövbe nasip eden, Kendisine yönelenleri karşılıksız bırakmayan anlamında TEVVÂB oluşudur. Tevvâb'lık ve kuldaki " tövbe etme " ilişkisi, bir yaratılış yasası olarak her zaman devam etmektedir. Kul, bilip bilmediği günahlardan dolayı Cenâbı Allah'a sığınarak tövbe edecek ve çok affedici ve merhametli olan Yüce Allah'da kulunu bağışlayacaktır.
AF DİLEMEK BİR İBADET ŞEKLİDİR
24/31: ... Ey mü'minler, hepiniz topluca Allah'a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
51/18: Takva sahipleri seher vakitlerinde af dilerlerdi.
Tövbe, sadece günahlardan kurtulma değil, aynı zamanda bir ibadet şeklidir. Cenâbı Allah, bütün mü'minleri tövbe etmeye çağırmaktadır. Allahü Teâlâ'ya sığınarak tövbe etmek, aynı zamanda imanın kuvvetlenmesini de gerçekleştirir. Böylece bilip bilmediği günahlardan affa erişen mü'min, günahsız olarak bir üst mertebeye çıkarak yücelecektir. Hadis de: " Tövbe eden hiç günah işlememiştir. " diye buyrulması tövbenin önemini vurgulamaktadır.
Kur'ân; kemale ermiş benliklerin temsilcisi takva sahiplerinin tövbe ibadetlerini gecenin son üçte biri olan seher vakitlerinde yaptıklarını belirtmektedir. Tövbe, günün her vaktinde yapılırsa da seher vakti; dua, af ve merhametin kabulü bakımından çok önemli bir zaman dilimidir. Peygamber Efendimiz : " Ben her gün 70 defadan çok tövbe ederim. " diye buyurmakla tövbenin her zaman yapılması gereğine açıklık getirmiştir.
TÖVBE İLE İMANA YÖNELİŞ
5/74: Halâ Allah'a yönelip tövbe ederek O'ndan af dilemiyorlar mı?...
9/126: İman etmeyenler her sene bir veya iki defa çeşitli belâlara çarptırılarak imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Böyle iken yine tövbe etmiyorlar, ibret almıyorlar.
7/153: Günahları işledikten sonra tövbe edip imana sarılanlara gelince, tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.
Cenâbı Allah, birçok ayetlerle günahkarları ve yanılgı halindeki insanları tövbe etmeye çağırıyor. Onlar görmüyorlarmı ki, her sene bir iki defa çeşitli belalar ile sınava tabi oluyorlar. Hastalık, kaza, sıkıntı v.s. onları perişan ediyor. Halâ tövbe etmiyor, gerçekleri göremiyorlar. Ancak kalplerinde iman ışığı yanar da; " Suçluyum, kötülük yaptım, pişmanım, vazgeçiyorum. " derlerse durum değişir. O zaman Allah'ı çok affedici ve çok merhamet edici bulacaklardır. Cenâbı Allah'a giden yolda bir köprü durumunda olan tövbe etme sırrı, imanı gönlünde hissetmenin de bir neticesidir.
SEN AFFETMEYİ ESAS AL
7/199: Sen affetmeyi esas al...
42/40: Kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ödülünü bizzat Allah verir...
3/134: Takva sahipleri... insanların kusurlarını affederler. Allah da o iyilik edenleri sever.
24/22: Affetsinler, hoş görsünler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz?
Kur'ân yapılan bir kötülüğe, ancak eş ve dengi bir cezayı öngörmekte, adaletin böylece işleyeceğini açıklamaktadır. Kötülüklerin karşılığı olarak ceza verilirken, haddi aşarak zulüm de yapılmamalıdır. Ancak, affetmeyi esas almanın ödülü ise bizzat Cenâbı Hakk tarafından verilir. En sevgili kul olan takva sahipleri; kendilerine yapılan kötülükleri ve kusurları, ceza vermeye güçleri yettiği halde, hep hoş görmeyi ve affetmeyi tercih ederler. Nasıl ki Allahü Teâlâ bizlerin günahlarını affediyorsa, sen de affı tercih ederek barışmayı esas al.
RAHMETİMDEN ÜMİT KESMEYİN
39/53-54: De ki : Ey günah işlemekte haddi aşarak kendilerine zulmetmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O; çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Öyle ise azap yakanıza yapışmadan Rabbinize dönüp O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
23/118: Şöyle yakar: Rabbim! Affet, merhamet et, Sen merhametlilerin en hayırlısısın.
İslâm bilginleri bu ayeti, kulun işlemiş olduğu en büyük günahlarını bile affedebileceğinin müjdesi olarak görmüşlerdir. Bu suça teşvik değil, insanların en kötü şartlarda bile Cenâbı Allah'a sığınmak sureti ile af edilebileceklerinin bir kanıtıdır. Şu halde bütün günahlar, hatta şirk (Allah'a ortak koşma) bile Yüce Yaratıcı'nın sonsuz rahmetinin lütfu olarak tövbe ile affedilmektedir. Nisa 4/116: " Doğrusu, Allah Kendine şirk koşulmasını asla bağışlamaz..." ayetinin hüküm ihtiva etmesi, kulun af dilemediği takdirdedir. Yoksa tövbe edildiği zaman Cenâbı Allah'ın affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Ancak kul, aynı suçu bir daha tekrarlamamalıdır.
TÖVBELERİ ASLA KABUL EDİLMEZ
3/90: İmanlarının arkasından inkâr yoluna sapmış, sonra da inkârlarında daha da azıtmış kimselerin tövbeleri asla kabul edilmez. Onlar sapıkların ta kendileridir.
İman ettikten sonra; nankörlük ederek hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapanlar ve sonra inkârlarında daha da ileri gidenler için sonsuz kurtuluşlarını sağlayacak tövbe yolu onlara tamamiyle kapatılır. Çünkü onlar, ne yaptığını bilmeyen sapıklardan başkası değildir. Kur'ân inkâr etmeyi adet haline getirenler için kalbin mühürlenmesi ifadesini kullanmaktadır. Araf 7/101: "... Allah, inkar etmeyi adet haline getirenlerin kalblerini işte böyle mühürler. "
ÖLÜM DÖŞEĞİNDE TÖVBE
10/90-91: Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi. Nihayet suda boğulmaya başlayınca: " İnandım; gerçekten İsrailoğullarının iman ettiğinden başka tanrı yok. Ben de O'na teslim olanlardanım. " dedi. Ona: " Şimdi mi iman ediyorsun? Halbuki bundan evvel isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. " dendi.
4/18: Devamlı kötülük yapıp da herbirine ölüm gelince: " İşte ben şimdi tövbe ettim. " diyenler için tövbe yoktur. Kâfir olarak ölenlere de tövbe yoktur. Böylelerine Biz korkunç bir azab hazırladık.
Kur'ân; kötülükleri yapıp yapıp da, ölümün acı gerçeği ile can çekişirken " İman ettim " demenin geçersiz olacağını açıklamaktadır. Ancak akıl ve şuur yerinde iken ve ölüm ile karşılaşmadan daha evvel, Cenâbı Allah'a sığınması, tövbe ederek de iman etmesi ile af gerçekleşebilir.
Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »